Dogalmaxx logosudogalmaxx
Progesteron, Pregnenolon ve DHEA: Üç Gençlik Hormonu
Temel TeoriHormonlar10 dk okumaMakale

Progesteron, Pregnenolon ve DHEA: Üç Gençlik Hormonu

Ray Peat'e göre progesteron, pregnenolon ve DHEA gençlikte bol üretilen, birbirini besleyen "koruyucu" hormonlardır. Üçü de kolesterolden pregnenolon üzerinden yapılır ve östrojen ile kortizon gibi stres hormonlarının zararlarını dengeler. Yaşla birlikte gençlikteki düzeyin yaklaşık %5'ine düşerler; bu düşüş bedeni giderek kortizon egemenliğine, yani yıkıma sürükler. Bu yazı Peat'in bu üç hormona bakışını mekanizmalarıyla anlatır.

#ray peat#hormonlar#progesteron#pregnenolon#dhea#östrojen#kortizon#stres#yaşlanma#tiroit#kolesterol

Neden "gençlik hormonları"? Peat'in anti-stres çerçevesi

Peat'e göre yaşlanmanın merkezinde hormonal bir denge kayması vardır. Gençlikte beden progesteron, pregnenolon ve DHEA (dehidroepiandrosteron) gibi onarıcı, koruyucu hormonları bol üretir. Bu üçünün ortak yanı, aynı ham maddeden yapılmalarıdır: kolesterol önce pregnenolona dönüşür, pregnenolon da büyük ölçüde progesteron ile DHEA'ya çevrilir. Yani üçü aynı zincirin halkalarıdır ve birlikte bedeni onaran, inşa eden tarafı temsil ederler.

Bunların karşısında Peat'in "stres ve yıkım" hormonları dediği grup durur: kortizon (kortizol) ve östrojen. Peat'in kilit fikri, östrojeni yalnızca bir "dişilik hormonu" değil, temelde bir stres hormonu olarak görmesidir. Kortizon gibi östrojen de dengesiz kaldığında dokuları parçalayan, hücreleri tahriş eden bir madde gibi davranır. Gençlik hormonları ise bu ikisinin aşırılığını törpüleyen doğal frendir. Peat'in çerçevesinde sağlık, onarıcı hormonların yıkıcı hormonlara karşı üstünlüğünü koruyabilmektir; yaşlanma ise bu dengenin kortizon ve östrojen lehine kaymasıdır.

Progesteron: bedenin en koruyucu hormonu

Progesteron altmış yıl önce yumurtalıkların ürettiği ana hormon olarak bulundu. Gebelik için gerekli olduğundan "pro-jestasyonel (gebeliği destekleyen) hormon" adını aldı; adı yüzünden çok kişi onu yalnızca hamile kalmak isteyenlerin ihtiyacı sandı. Oysa Peat'e göre progesteron bedenin ürettiği en koruyucu hormondur. Gebelikte üretilen büyük miktarlar, gelişen bebeğin stresli ortamdan korunma ihtiyacından kaynaklanır. Normalde beyin çok yüksek yoğunlukta progesteron içerir; bu, hormonun en önemli organ olan beyin için koruyucu işlevini gösterir. Bağışıklık sisteminin kilit organı olan timüs bezi de progesterona derinden bağımlıdır.

Deneylerde progesteron, uyum sağlamanın ve strese direncin temel hormonu olarak bulundu. Böbrek üstü (adrenal) bezler anti-stres hormonlarını üretmek için onu kullanır; yeterli progesteron olduğunda potansiyel olarak zararlı olan kortizonu üretmek zorunda kalmazlar. Progesteron eksikliğinde ise fazla kortizon üretiriz ve aşırı kortizon osteoporoz, ciltte yaşlanma, beyin hücrelerinde hasar ve özellikle sırt ile karında yağ birikimine yol açar.

Peat'e göre deneyler progesteronun kaygıyı azalttığını, hafızayı iyileştirdiğini, beyin hücrelerini koruduğunu, hatta epilepsi nöbetlerini bile önleyebildiğini göstermiştir. Solunumu destekler ve amfizemi düzeltmek için kullanılmıştır. Dolaşım sisteminde damar tonusunu artırarak varisli (şişkin) damarları önler ve kalbin verimliliğini artırır. Ciltteki yaşlanma belirtilerinin çoğunu geri çevirir, sağlıklı kemik gelişimini destekler; birçok tür artriti (eklem iltihabı) hafifletebilir ve çeşitli bağışıklık sorunlarına yardımcı olur.

Progesteron E vitamini içinde çözüldüğünde çok verimli emilir ve tüm dokulara hızla dağılır; dudak, dil, diş eti veya damak gibi herhangi bir zara temas eder etmez kana geçmeye başlar, yutulduğunda ise sindirim sürecinin bir parçası olarak emilmeye devam eder. Yiyecekle birlikte alındığında emilimi, o yiyeceğin sindirilip emilmesiyle aynı hızda gerçekleşir. Yumurtalıkları olan bir kadında progesteron, yumurtalıkların ihtiyaca göre hem progesteron hem östrojen üretmesine yardım eder; tiroit ve diğer bezlerin normal işleyişini de düzeltir. Yumurtalıkları alınmışsa, kaybolan kaynağı yerine koymak için sürekli alınmalıdır. Progesteron eksikliği çoğu kez kansere yatkınlıkla ilişkilendirilmiş, progesteronun kendisi bazı kanser türlerini tedavi etmek için kullanılmıştır.

Peat özellikle vurgular: progesteron yalnızca gebelik hormonu değildir. Onu sadece "rahmi korumak için" kullanmak, bir erkeğe çocuk yapmayacaksa testosterona ihtiyacı olmadığını söylemek gibi olurdu; üstelik progesteron testosterondan çok daha temel öneme sahiptir. Erkekler de doğal olarak progesteron üretir ve kimi zaman kullanmaktan yarar görebilir, ama bu bir erkeklik hormonu değildir. Bazı hekimler östrojenin yan etkilerine karşı östrojeni testosteron ya da progesteronla birleştirdiği için kimi insanda bu izlenim doğar; oysa progesteron bedenin östrojene karşı doğal tamamlayıcısıdır. Tek başına kullanıldığında sıcak basmaları, uykusuzluk veya menopozun diğer belirtileri için östrojen kullanmayı çoğu kez gereksiz kılar.

Pregnenolon: sessiz ham madde ve stres tamponu

Pregnenolon, birçok stres ve uyum hormonunun ham maddesidir ve 1934 gibi erken bir tarihte biliniyordu; ama yıllarca "etkisiz (inert)" bir madde sanıldı. Peat'e göre bunun nedeni ilk kez sağlıklı genç hayvanlarda denenmiş olmasıdır. Bu hayvanlar beyinde, adrenal bezlerde ve gonatlarda zaten bol pregnenolon ürettiği için, dışarıdan verilen ek pregnenolonun hiçbir etkisi olmadı.

1940'lı yıllarda hasta ya da stres altındaki insanlarda denenince pregnenolonun geniş bir yarar yelpazesi olduğu görüldü. Ama ilaç endüstrisi ona pek ilgi göstermedi; çünkü etkisinin bu kadar genel olması onu ilaca benzemez kıldı ve doğal bir madde olduğu için patentlenemezdi. Bunun yerine, her biri daha özelleşmiş etkisi ve ciddi yan etkileri olan sentetik türevleri patentlenip pazarlandı. İlaç şirketleri, her hastalığa bir ilaç, her ilaca bir hastalık düşen bir hava yarattı. Bazı sentetik hormonların yan etkileri o kadar korkunçtu ki insanlar bu hormonlardan korkar oldu; örneğin sentetik "kortizon" çeşitleri bağışıklığı yok edebilir, osteoporoza, şeker hastalığına ve ciltte-saçta pigment kaybı ile aşırı incelmeye varan hızlı yaşlanmaya yol açabilir.

Doğal pregnenolon her iki cinsiyette de gençlerde çok yüksek yoğunlukta bulunur. Peat'e göre gençlikte bu kadar bol üretilmesinin bir nedeni, doğal hormonlarımızın bile dengesizliğinden doğabilecek zararlı yan etkilere karşı temel savunmalarımızdan biri olmasıdır. Fazla miktarda doğal kortizon ya da östrojen tehlikeli olabilir, ama bol pregnenolon varken bunların yan etkileri önlenir ya da en aza iner.

Burada pregnenolonun benzersiz özelliği ortaya çıkar: sağlıklı genç bir insanda ya da hayvanda büyük doz pregnenolon almak bile hiçbir hormon ya da ilaç benzeri etki yapmaz. Ama beden stres altındaysa ve normalden çok kortizon üretiyorsa, pregnenolon almak kortizonun normal düzeye inmesini sağlar. Peat'e göre 40-45 yaşından sonra herkes, yaşlanmanın normal bir parçası olarak sürekli bir "stres" halinde yaşar gibidir; bu, bedenin bol pregnenolon üretme yeteneğinin azalmasıyla çakışır.

Yaşlanan sıçanlara pregnenolon verildiğinde hafızaları ve genel performansları hemen düzelir. 1940'lardan beri insan çalışmaları da sıradan işlerdeki performansın iyileştiğini göstermiştir. Bugün pregnenolonun beynin başlıca hormonlarından biri olduğu bilinir; hem bazı beyin hücreleri tarafından üretilir hem de kandan beyne alınır. Yorgunluğun yol açtığı hasara karşı beyin hücrelerini korur; yeterli miktarı duygular üzerinde yatıştırıcı bir etki yapar ve bu, aşırı kortizon üretimine götüren stres tepkisinden bizi koruyan mekanizmanın bir parçasıdır. İnsanlar bir dayanıklılık ruh hali ve zorluklarla yüzleşme kabiliyeti hisseder.

Peat, pregnenolonun "yüz gerdirici" bir etki gösterdiğini birçok kişinin fark ettiğini aktarır; bu, cilde giden dolaşımın iyileşmesinden ve ciltteki kas benzeri hücrelerin gerçekten kasılmasından kaynaklanıyor gibidir. Benzer bir etki artritte eklem hareketliliğini, akciğerlerde doku esnekliğini, hatta görüşü bile iyileştirebilir. Birçok çalışma pregnenolonun genel olarak "lifli dokuları" koruduğunu göstermiş ve bu bağlamda östrojenin yol açabileceği tümörleri önlediği kanıtlanmıştır.

Pregnenolon büyük ölçüde iki başka gençlik hormonuna, progesteron ve DHEA'ya dönüşür. 30 yaşında hem erkekler hem kadınlar günde kabaca 30-50 mg pregnenolon üretir. Ağızdan, toz halinde bile oldukça iyi emilir. Yaklaşık 300 mg'lık tek bir doz (bir aspirin tableti boyutunda), bağırsak boyunca emilim sürdüğü ve madde bedende "geri dönüştürüldüğü" için yaklaşık bir hafta etkisini korur. Bu uzun etkinin bir kısmı, pregnenolonun bedenin kendi pregnenolonunu üretme yeteneğini iyileştirmesinden gelir. Tiroit ve diğer bezlerin işlevini düzeltme ("normalleştirme") eğilimi de geniş yarar yelpazesini açıklar.

DHEA: bolluğuna rağmen tek işlevi olmayan hormon

DHEA (dehidroepiandrosteron) teknik gibi görünen bir ada sahiptir; çünkü bedende bolca bulunmasına rağmen tek bir baskın işlevle özdeşleştirilememiştir. Birçok araştırmacı onu hâlâ adrenal bezlerin ürettiği bir madde sanır, ama deneyler adrenalleri olmayan hayvanların da onu normal miktarda üretebildiğini gösterir. Büyük bölümü beyinde pregnenolondan yapılır, ama muhtemelen cilt dahil başka organlarda da üretilir. Beyin, kandan çok daha yüksek yoğunlukta DHEA içerir.

Peat'e göre burası kritiktir: yaşlılıkta gençliktekinin yalnızca yaklaşık %5'i kadar DHEA üretiriz. Bu, progesteron ve pregnenolonda görülen düşüşle hemen hemen aynıdır. Buna karşılık kortizon gibi diğer hormonlar bu kadar azalmaz; sonuçta yaşlanma boyunca dengemiz sürekli olarak kortizon gibi hormonların egemenliğine kayar. Bu hormonlar bedeni onarmadan, giderek daha çok beden maddesi tüketir. Bu özelleşmiş hormonların zehirli etkilerine karşı korumak, DHEA ile diğer gençlik hormonlarının başlıca işlevidir.

Örneğin açlık, yaşlanma ve stres cildi ince ve kırılgan yapar. İster tıbbi tedaviden, ister stres, yaşlanma ya da beslenme yetersizliğinden gelsin, aşırı kortizon aynı şeyi yapar: ciltteki madde, daha temel organları beslemek için çözülür. Kas ve kemik gibi diğer organlar daha yavaş, ama aynı ölçüde yıkıcı biçimde kortizon etkisi altında erir. DHEA, kortizonun bu yıkıcı etkilerini engeller ve büyüme-onarım süreçlerini yeniden başlatarak cildi, kemikleri ve diğer organları güçlendirir. Kemik büyümesini uyardığı laboratuvar testlerinde (in vitro) gösterilmiş, hatta yağlı bir çözelti içinde deriye sürüldüğünde (topikal) bile osteoporoz ve artrite bağlı birçok belirtiyi hafifletmek için kullanılmıştır.

Östrojenin çok çeşitli bağışıklık kusurları ürettiği bilinir; DHEA, dengeleyici ve onarıcı etkileriyle bu kusurların bazılarını, kimi "otoimmün" hastalıklar dahil, düzeltebilir. DHEA'nın kansere karşı koruduğu saptanmıştır, ama bunu nasıl yaptığı henüz anlaşılmamıştır; aşırı östrojenin kanser yapıcı zehirli etkilerine karşı koruyor gibi görünse de anti-kanser özelliği muhtemelen daha birçok işlevi içerir.

Peat'in aktardığı çarpıcı bir deney: bazı zehirler pankreasta insülin üreten hücreleri öldürerek deneysel olarak şeker hastalığı oluşturabilir. Tavşanlar deneysel olarak diyabetli hale getirildi ve DHEA ile tedavi edildiğinde diyabetleri iyileşti; insülin üreten hücrelerin yeniden oluştuğu görüldü. Birçok diyabetli, şeker metabolizmasını iyileştirmek için bira mayası ve DHEA kullanmıştır. Diyabette hücrelere çok az şeker girdiği için yorgunluk bir sorundur; DHEA hücreleri şekeri emmeye ve yakmaya teşvik eder, böylece genel enerji düzeyini artırır ve obeziteyi önlemeye yardım eder.

Gençler günde yaklaşık 12-15 mg DHEA üretir; bu miktar 30 yaşından sonra her on yılda günde yaklaşık 2 mg azalır. Peat'e göre gençlerin şişmanlamadan daha çok yiyebilmesinin ve soğuğa daha iyi dayanabilmesinin nedenlerinden biri budur: DHEA, tıpkı tiroit hormonu gibi ısı üretimini ve kalori yakma yeteneğini artırır. 50 yaşında genellikle günde yaklaşık 4 mg DHEA, kandaki düzeyi gençlik seviyesine geri getirir.

DHEA'da dikkatli olmak: fazlası neden zararlı?

Peat, DHEA konusunda önemli bir uyarı ekler: ihtiyaçtan fazlasını almaktan kaçınmak gerekir. Bazı kişiler, özellikle progesteron, pregnenolon ya da tiroit bakımından eksiklerse, fazla DHEA'yı östrojene ya da testosterona çevirebilir; bu cinsiyet hormonlarının büyük miktarları ise timüs bezinin ve karaciğerin işlevini bozabilir. Aşırı DHEA alanlarda anormal derecede yüksek östrojen düzeyleri bulunmuş, bu da karaciğerin büyümesine ve timüsün küçülmesine yol açabilmiştir.

Bir çalışma, Alzheimer hastalarının beyinlerindeki tek hormon anormalliğinin fazla DHEA olduğunu bulmuştur. Hücre kültüründe DHEA, glial hücrelerde yaşlanan beyinde görülene benzer değişiklikler yapabilir. Peat'e göre bu gözlemler, DHEA'nın dikkatle kullanılması gerektiğini düşündürür. Bu yüzden DHEA üretimini iyileştirmenin en güvenli yolu, doğrudan yüksek doz DHEA almak değil, pregnenolon ve tiroit desteğiyle bedenin kendi DHEA'sını dengede üretmesini sağlamaktır.

Pratikte (Peat'in çizgisinde)

  • Peat'e göre üç hormon (progesteron, pregnenolon, DHEA) birbirinin ham maddesidir ve hepsi kolesterolden yapılır; sorunu tek bir hormonla değil, bu onarıcı zincirin bütününü destekleyerek düşünmek gerekir.
  • Progesteron E vitamini içinde çözüldüğünde çok iyi emilir; zara temas eder etmez kana geçer, yutulduğunda sindirimle birlikte emilmeye devam eder. Peat için progesteron östrojenin doğal dengeleyicisidir ve sıcak basması, uykusuzluk gibi menopoz belirtilerinde çoğu kez östrojeni gereksiz kılar.
  • Pregnenolon sağlıklı gençte hiçbir etki yapmazken, stres altında yüksek kortizonu normale çeker; bu yüzden Peat onu güvenli bir "stres tamponu" olarak görür. 300 mg'lık tek doz yaklaşık bir hafta etki eder ve bedenin kendi üretimini iyileştirir.
  • DHEA'da az ve dikkatli olmak esastır: fazlası östrojene/testosterona dönüşüp timüs ve karaciğeri bozabilir. Peat, 50 yaşında günde ~4 mg gibi düşük miktarların yeterli olduğunu, fazlasının Alzheimer beyinlerindeki bulgu gibi risklerle ilişkili olabileceğini söyler.
  • Peat'in en güvenli önerisi doğrudan DHEA yüklemek değil, pregnenolon ve tiroit desteğiyle bedenin bu hormonları kendi dengesinde üretmesini sağlamaktır; böylece kortizon-östrojen egemenliği yerine onarıcı hormonların üstünlüğü korunur.

Kaynak

Ray Peat, "Progesterone, Pregnenolone & DHEA: Three Youth-Associated Hormones", Ray Peat's Newsletter, 2006. Türkçeye uyarlayan: dogalmaxx.

Bilgilendirme Notu

İçerikler bilgilendirme amaçlıdır; kişisel sağlık kararları için uzman görüşü alın.

Yorumlar0

Yorum yapabilmek için giriş yap ya da kayıt ol.