Tiroit hakkında en sık sorulan soru muhtemelen şudur: "Metabolizmam yavaş, hangi takviyeyi alsam? İyot mu, selenyum mu?" İnternette dolaşan cevap da hazırdır: tiroit hormonunun yapısında iyot vardır, T4'ü T3'e çeviren enzimler selenyum içerir, öyleyse ikisini de al.
Ray Peat'in cevabı iki yönden birden rahatsız edicidir. Çünkü ona göre iyot, tiroit için alınacak takviyelerin en riskli olanıdır — fazlası bizzat hipotiroidi tablosu üretebilir. Selenyum ise gerçekten değerlidir, ama Peat'in gösterdiği sebep neredeyse hiç konuşulmaz: selenyum ihtiyacının büyük kısmı, aslında başka bir şeyin yarattığı bir ihtiyaçtır.
Bu yazı, Peat'in dağınık metinlerinde tiroidin kofaktörleri hakkında ne söylediğini bir araya getiriyor: iyot, selenyum, A vitamini, magnezyum, bakır, B vitaminleri ve protein. Ama önce, bütün listeyi anlamsız kılan bir çerçeveyle başlamak gerekiyor.
Besin ihtiyacı sabit bir sayı değildir
Peat'in kofaktör tartışmalarına girerken hep vurguladığı bir itiraz vardır ve bu itiraz, "günlük ihtiyaç şu kadar miligramdır" cümlesinin köküne iner.
Abram Hoffer'ın şizofreniyi niasinle tedavi etmesiyle ve Linus Pauling'in çalışmalarıyla gelişen "ortomoleküler" düşünce, biyokimyanın genetik ve moleküler biyoloji tarafından yönetildiği bir bağlamda doğdu. Amaç, metabolizmadaki genetik bir kusur yüzünden eksik kalan kimyasalı dışarıdan vermekti. Peat'e göre bu fikir, besinleri ilaç gibi kullanmaya dayanan pek çok fizyoloji dışı uygulamaya yol açtı: bir besin tek başına izole edilir, ilaç gibi davranması beklenir; davranmazsa da yalnızca "genetik olarak belirlenmiş normal ihtiyaç" kadar kullanılması gerektiği söylenir.
Oysa Peat'e göre gerçek şudur: besin ihtiyaçları, kişinin geçmişinden ve içinde bulunduğu koşullardan güçlü biçimde etkilenir. Verdiği örnek çarpıcıdır: korneadaki mitokondriler bir riboflavin eksikliğiyle hasar gördüğünde, sonrasında düzgün çalışabilmek için normalden daha fazla riboflavine ihtiyaç duyar hâle gelirler. Yani eksiklik, kendi ihtiyacını büyütür. Dahası, bir besinin belli bir miktarda bulunması, çoğu zaman başka besinlere duyulan ihtiyacı artırır ya da azaltır. Besinler birbirinden bağımsız kutucuklar değildir.
Buna bir de şu eklenir — ve tiroit meselesinin kalbi budur: "Normal şartlarda vitamin ve mineral ihtiyacı, kalorilerin yakılma hızına, yani metabolizma hızına karşılık gelir."
Bu cümlenin sonucu, kofaktör tartışmasını tersine çevirir. Tiroit, kofaktörleri tüketen bir makine değildir; tiroit, her şeyin tüketilme hızını belirleyen ayardır. Metabolizmanız hızlandıkça neredeyse her besine olan ihtiyacınız artar. Bu yüzden Peat'in çerçevesinde "hangi takviyeyi alayım" yanlış ilk sorudur. Doğru soru şudur: metabolizmam hangi hızda çalışıyor ve bu hızı destekleyecek malzemeyi yiyor muyum?
İyot: Peat'in uyardığı taraf
Şimdi asıl sürprize gelelim.
İyot eksikliği bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nde guatr yapıyordu. Ama Peat'in yazdığı dönem için hükmü nettir: artık bu ülkede iyot eksikliği yaşamak neredeyse imkânsızdır. Sebebi de sanıldığı gibi yalnızca iyotlu tuz değildir — iyot ekmekte koruyucu ve hamur düzenleyici olarak kullanılmıştır ve başka gıdalarda da kazara bulaşan bir madde olarak bulunur. Modern gıda zinciri iyotla doludur.
Peat'in bir sonraki cümlesi ise takviye kültürünün tam tersini söyler: "İyot takviyeleri tiroit hormonu oluşumunu baskılayabilir ve klasik hipotiroidi belirtileri üretebilir."
Yani tiroidini desteklemek için iyot alan bir kişi, pekâlâ tam tersi sonucu elde ediyor olabilir. Peat bunu bir ihtimal olarak değil, gözlenen bir etki olarak yazar.
Bu doygunluğun ne kadar yaygın olduğuna dair dolaylı ama zekice bir kanıt da vardır. Radyoaktif iyot piyasaya çıktıktan sonra pek çok hekim hastaya bir doz verip Geiger sayacıyla vücudu tarıyor, iyodun tiroit bezinde toplanıp toplanmadığına bakıyordu. Ama Peat'in belirttiği gibi, kişi iyot açısından zengin besleniyorsa zaten iyotla aşırı doymuş olacağı için bez iyodu toplayamıyordu. Test, tiroit kanserinin bazı türlerini bulabilir; ama Peat'e göre genelde o amaçla kullanılmıyordu bile.
İyot neden tiroit hormonuyla karıştırıldı
Peat'in tiroit yazılarının en sert bölümü, "iyot = tiroit hormonu" denkleminin nasıl bir sahtekârlık zincirine dönüştüğünü anlatır — ve bugünkü iyot takviyesi kültürünün tarihsel kökü buradadır.
1940'ların sonunda ABD'de PBI (proteine bağlı iyot) kan testi öne çıkarıldı. Peat bu testi biyolojik olarak "uygunsuz" diye niteler. Serum iyodunu ölçüp onu doğrudan "tiroksin, yani tiroit hormonu" saymak yerleşik bir alışkanlık hâline geldi. Sonucu şuydu: satılan tiroit ürünlerinde yalnızca iyot içeriğine bakılmaya başlandı. Kurutulmuş tiroit bezi yerine iyotlanmış kazein (bir süt proteininin iyotlanmış hâli) konan ürünler "tiroit USP" adıyla satıldı. Peat'e göre FDA işlem yapmayı reddetti, çünkü bir maddenin iyot içeriğinin onu "tiroit USP" saymaya yettiğini savunuyordu.
Bu tarihin dersi doğrudandır: iyot içermek, tiroit hormonu olmak değildir. Bir molekülün yapısında bir element bulunması, o elementi yemenin molekülü üreteceği anlamına gelmez. Peat'in iyot takviyesi mantığına şüpheyle bakmasının kökü bu ayrımdadır.
Peki Peat'e göre tiroidi asıl ne engelliyor? Listesi iyodu hiç içermez:
- Östrojen, hormonun tiroit bezinden salınmasını bloke eder ve bezin büyümesine yol açar.
- Doymamış yağlar tiroit işlevine birçok yoldan karışır: hormonun globulinden salınmasını sağlayan "sindirici" proteolitik enzimleri bloke eder, hormonun taşıyıcı proteine bağlanmasını bozar, ve karaciğerde ile hipofizde T4'ün T3'e dönüşümünü engeller. Linoleik ve linolenik asit bu sistemler için oleik asitten kabaca iki kat daha toksiktir; dokunun hormona verdiği yanıt, yağdaki çift bağ sayısıyla orantılı olarak baskılanır.
- Karaciğerin durumu. T3'ün büyük kısmı karaciğerde T4'ten üretilir ve bu, karaciğere ulaşan glikoza bağlıdır.
Peat'in Hashimoto tiroiditi hakkındaki notu da bu çerçeveye oturur: ona göre bu teşhis çoğu zaman yeterli kanıt olmadan konur, doğru konduğunda bile tedaviyi değiştirmez. Tiroit hücreleri östrojen "reseptörleri" içerir, östrojen tiroit salgısını engeller ve aşırı östrojen çoğu "otoimmün" hastalığın içindedir. Yani sorunu iyot ekseninde aramak, Peat'e göre yanlış yere bakmaktır.
İyodun asıl değeri: bir zincir kırıcı
Buraya kadar okuyup "Peat iyoda karşı" sonucunu çıkarmak yanlış olur. Peat iyodu değerli bulur — ama tamamen başka bir mekanizma için.
Peat'e göre iyodür, ilaç olarak yaygın kullanılmış en bilinen serbest radikal temizleyicilerinden biridir. Tarih boyunca astım, parazitler, frengi, kanser, Graves hastalığı, diş eti hastalığı ve damar sertliği tedavisinde kullanılmıştır. İltihapla birlikte doku aşırı büyümesi üreten hastalıklar — granülomlar — iyodürlerle tedavi edilmiştir; iyodür mikrobu öldürmese bile granülomun parçalanıp uzaklaştırılmasına yardım eder. Cüzam ve frengi bu şekilde tedavi edilen granülomlu hastalıklar arasındaydı.
Tüberküloz örneği mekanizma açısından özellikle öğreticidir: iyodürlerin, proteolitik enzimleri engelleyen doymamış yağ asitleriyle birleştiği ve böylece anormal dokunun temizlenmesine izin verdiği öne sürülmüştür. Deney hayvanlarında iyodürün katarakt oluşumunu belirgin biçimde geciktirdiği görülmüştür.
Peat bunlardan bir sonuç ve bir tahmin çıkarır. Sonuç: iyodürün özellikle iltihabi bileşeni olan hastalıklardaki bu geniş yelpazeli faydası, öncelikle dokuyu serbest radikal hasarını bloke ederek koruduğunu düşündürür. Tahmin: iyodür özellikle endotoksine karşı da koruyor olabilir — ki endotoksin, bağırsakta bakterilerin ürettiği ve Peat'in çerçevesinde enerji üretimini bozan temel yüklerden biridir.
Bir başka yerde daha da doğrudan konuşur: A vitamini ve potasyum iyodürün büyük dozları, ayrı ayrı ve birlikte, genel bağışıklığı desteklemek ve mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılmıştır; Peat iyodürün etkilerinden birinin doymamış yağ asitlerinin toksisitesine karşı korumak olduğundan şüphelenir.
Peat'in "zincir kırıcı" (chain breaker) diye adlandırdığı, yani serbest radikal zincir tepkimelerini durduran maddeler listesi de iyodu içerir: tiroksin, ürik asit, biliverdin, selenyum, iyot, A vitamini, sodyum, magnezyum ve lityum. Doymuş yağlar da bu maddelerle birlikte çalışarak zincir tepkimelerinin yayılmasını engeller.
Küçük ama hoş bir ayrıntı: Peat, eski güneş yağı formülü olan hindistan cevizi yağı + iyot karışımının güvenli bir güneş koruyucu olabileceğini söyler; kahverengi iyot ışığı emer, üstelik serbest radikalleri etkisizleştiren etkili bir zincir kırıcıdır.
Yani Peat'in çerçevesinde iyodun yeri antioksidan ve PUFA karşıtı bir ajan olarak vardır — "tiroide yakıt" olarak değil. Farklı mekanizma, farklı mantık, farklı doz düşüncesi.
Selenyum ve "çılgın civciv hastalığı"
Selenyum meselesinde Peat'in anlattığı hikâye, bütün kofaktör tartışmasının şablonunu verir.
Altmış yılı aşkın süre önce, bir E vitamini eksikliğinin beyin hastalığına yol açtığı biliniyordu; bu tablo bazen kısırlık ve kas distrofisiyle birlikte görülüyordu. Beyin hastalığının belirtileri "deli dana hastalığı"nınkilere benziyordu ve bugün genellikle "çılgın civciv hastalığı" diye anılıyor.
Peat'in vurgusu şurada: Veteriner hekimlere bu hastalığın bir selenyum eksikliğinden kaynaklandığı öğretilir. Oysa gerçekte diyetteki PUFA fazlalığının sonucudur; artan demir ve diğer oksidanlar tabloyu ağırlaştırır, ve hastalık üç ayrı yolla önlenebilir: E vitaminini artırarak, selenyumu artırarak, ya da doymamış yağların yerine doymuş yağ koyarak.
Bu üçüncü seçenek her şeyi değiştirir. Üçüncü yolla önlenebilen bir "eksiklik", basitçe bir eksiklik değildir. PUFA'nın yarattığı bir ihtiyaçtır. Hayvana yeterince selenyum verdiğinizde hastalık geçer, evet — ama selenyum burada bir eksiği kapatmıyor, sürmekte olan bir hasarı dengeliyor. Bu, "selenyum eksikliği" etiketinin gizlediği şeydir.
Aynı desen başka yerlerde de görünür:
- Kistik fibroz. Peat, bir bölgesel primat merkezinde insan kistik fibrozuna eşdeğer sayılan bir "mutasyon" keşfedildiğini anlatır. Oradaki bir araştırmacı, aynı mutasyonun beş altı maymunda aynı anda ortaya çıkmasına inanmadı; belirtilerin, hayvanlara verilen büyük miktarda doymamış bitkisel yağdan kaynaklanan bir zehirlenme olduğunu düşündü. Derhal işten atıldı — çünkü yeni bir "gen" büyük araştırma fonları getirecekti. Peat'in eklediği bulgu şudur: kistik fibrozlu genç erişkinlerle yapılan yakın tarihli bir çalışmada, hem selenyum hem E vitamini serum düzeyleri düşük bulunmuştur; bu da işten atılan bilim insanının teorisini destekler görünmektedir.
- Yaşlılık pigmenti (lipofusin). Peat'e göre lipofusin oluşumunu belirgin biçimde hızlandıran etkenler arasında diyetteki çoklu doymamış yağlar, E vitamini ve selenyum eksikliği ve demir fazlalığı vardır — ve bunlar büyük zorluk olmadan değiştirilebilecek şeylerdir.
- Damar sertliği. Peat, deniz ürünü yiyen insanların denizden hiçbir şey yemeyenlere göre çok daha fazla selenyum aldığını ve selenyumun, aşırı kolesterol verilen hayvan deneylerinde damar sertliğini önleyen son derece koruyucu besinlerden biri olduğunu belirtir. Tıp kurumunun son altmış yılda E vitamini ya da selenyumun kalp hastalığında kullanımına karşı büyük miktarda para ve zaman harcadığını da ekler — gerçi artık pek çok hekimin kendisi E vitamini almaktadır.
- Mitokondriyal enerji. Peat'in "mitokondriyal enerji üretimiyle en doğrudan ilişkili besinler" listesi şudur: riboflavin, koenzim Q10, K vitamini, niasinamid, tiamin ve selenyum. Selenyum bu listede antioksidan olarak değil, enerji üretiminin doğrudan parçası olarak yer alır.
Peat'in tarihsel bir notu da burada anlamlıdır. George Burr'un "temel yağ asitleri" iddiasını kurduğu ünlü deneyde, sıçanlara verilen diyet saf kazein ve saf sükrozdan ibaretti; üstüne bir vitamin konsantresi ve bir miktar mineral ekleniyordu. Peat'in dikkat çektiği şey şu: o mineral karışımında çinko, bakır, manganez, molibden ve selenyum yoktu. Yani bir besinin "elzem" olduğunu kanıtladığı sanılan deneyin kendisi, başka eksikliklerle kirlenmişti.
A vitamini: en çok gözden kaçan ve en çok dengelenmesi gereken kofaktör
Peat'in tiroit çerçevesinde A vitamininin yeri iyot ve selenyumdan çok daha merkezidir — ve çok daha nazik bir denge ister.
A vitamini, birçok hücre tipinde bir östrojen karşıtı olarak işlev görür: hücre bölünmesini engeller, hücrenin işlev gören durumunu korur, protein sentezini destekler, lizozomları düzenler ve lipid peroksidasyonuna karşı korur. Peat'e göre stres ve östrojen zehirlenmesinin yaşlanmaya benzemesi gibi, bir A vitamini eksikliği de yaşlanmaya benzer.
Ama Peat'in asıl iddiası şudur: A vitamininin en büyük kullanım yeri, pregnenolon, progesteron ve diğer "gençlik steroitlerinin" üretimidir. Bunun bir sonucu vardır: pregnenolon üretmek için tiroit, A vitamini ve kolesterolün doğru oranda ve yeterli miktarda mitokondriye ulaşması gerekir. Üçünden biri eksikse steroit üretimi tökezler.
E vitamininin önemli işlevlerinden biri de A vitaminini yıkıcı oksidasyondan korumaktır. Peat buradan can alıcı bir zincir kurar: doymamış yağların E vitaminini yok etmesi, zorunlu olarak A vitamininin de yok olmasına yol açar. Yaşlılıkta artan lipid peroksidasyonu böylece bir kısır döngü hâline gelir — antioksidanların ve A vitamininin kaybı, onların daha da hızlı yıkımına yol açar.
Şimdi kritik uyarıya gelelim, çünkü A vitamini takviyesi Peat'in çerçevesinde körü körüne yapılabilecek bir şey değildir:
Hem A vitamini hem karoten, tıpkı herhangi bir doymamış yağ gibi, tiroidi baskılama eğilimindedir. Bu yüzden A vitamini ve tiroit takviyelerini dengelemek önemlidir. Peat'in formülasyonu ustacadır: yavaş çalışan bir tiroit, büyük A vitamini dozlarıyla daha kolay baskılanır; buna karşılık yüksek tiroit etkinliği A vitamininin daha hızlı tüketilmesine yol açar. İkisi birbirini hem tüketir hem dengeler.
Peat bu ilişkinin ne kadar temel olduğunu gösteren şık bir biyolojik ayrıntı ekler: aynı kan proteini hem A vitaminini hem tiroit hormonunu taşır. Vücut bu ikisini tesadüfen yan yana koymamıştır.
Karotenle ilgili ayrı bir uyarı daha vardır. Karoten, kimyasal benzerliği yüzünden korpus luteumda (yumurtalıktaki sarı cisim) birikme eğilimindedir — sarı rengini muhtemelen A vitamini ve karoten karışımına borçludur. Ama karoten, aktif sentez bölgeleri için A vitaminiyle yarışır; sonuç olarak fazla karoten korpus luteum için toksiktir ve Peat'e göre âdet döngüsünün durmasının epeyce yaygın bir sebebidir.
A vitamini toksisitesi riski ise tiroit hormonları ve E vitamini kullanıldığında azalır. Peat, A vitaminine bağlanan baş ağrılarının çoğunun aslında kapsüllerdeki bir koruyucudan (muhtemelen bir sülfit) kaynaklandığını düşünür; kapsül formuna tepki veren bazı kişilerin koruyucusuz hazırlanmış dökme forma tepki vermediğini gözlemlemiştir.
Klinik gözlemi de ilginçtir. 1973'ten itibaren Oregon'daki bir klinik, alerji hastalarına A vitamini, pantotenik asit ve C vitamini verdiğinde çok iyi sonuçlar aldı. Daha ciddi sorunları olanlara sonradan tiroit özütü ya da T3 ve magnezyum eklendi. Peat'in aktardığı en dikkat çekici bulgu şudur: akne, mesane veya böbrek enfeksiyonu, diş eti iltihabı ve sinüzit yaşayan pek çok insan, bu maddelerin takviyesini alıyor olmalarına rağmen hem tiroit hem A vitamini bakımından eksik görünüyordu. Her ikisinin de dozu yükseltildiğinde bu kişilerin çoğu enfeksiyonlarını hızla atlattı. Peat, bir toksinin tiroidin ve A vitamininin biyolojik etkilerine karışıyor olabileceğini varsayar. Bu, "kanda normal görünüyor" ile "işlevsel olarak yeterli" arasındaki farkın somut bir örneğidir.
Magnezyum: tiroidin tuttuğu mineral
Magnezyum, Peat'in çerçevesinde tiroide en sıkı bağlı mineraldir — ve buradaki ilişki, çoğu takviye tavsiyesinin tersine, alım değil tutma meselesidir.
Mekanizma zarif biçimde basittir. Tiroit hormonunun etkisiyle üretilen ATP magnezyum bağlar ve magnezyumun varlığında görece kararlıdır. ATP bir fosfat grubu kaybettiğinde oluşan düşük enerjili ADP ise kalsiyum bağlar. Yani hücrenin yüksek enerjili hâli magnezyum bağlar, düşük enerjili hâli kalsiyum. Peat'in eklediği yorum karakteristiktir: "iyon pompaları"nı içerdiği söylenen olayların çoğu, aslında hücrenin farklı "iyon bağlama durumlarından" ibarettir.
Buradan çıkan sonuç doğrudandır: Hücresel enerji üretimi düşükse — hipotiroidide olduğu gibi — hücreler magnezyumlarını çok kolay kaybeder. Denge daha düşük enerjili ADP'ye kayar, fosfat serbest kalır, ADP kalsiyumla kompleks yapar ve hücrenin kalsiyum içeriği artar. Peat, hücre içi kalsiyum artışının aşırı nitrik oksit ve uyarıcı amino asitlerle birlikte ALS, Alzheimer, Parkinson, Huntington koresi ve epilepsi dahil birçok nörodejeneratif hastalığın içinde olduğunu hatırlatır.
Peat bunu açıkça yazar: magnezyumun hücreler tarafından tutulması tiroit hormonuna bağlıdır ve hücrenin gevşemesi için elzemdir. Aşil tendonu refleksinin gevşeme hızının neden tiroit göstergesi sayıldığını hatırlayın — aynı fizyoloji.
Ve stres tarafı: magnezyum, stres sırasında ya da hipotiroidide iyi tutulmaz. Peat bu yüzden günde birkaç yüz miligramlık takviyeyi makul bulur. Formla ilgili iki pratik notu vardır: portakal suyu içinde İngiliz tuzu (epsom, magnezyum sülfat) iyi emilir; magnezyum oksit ise emilmediği için kullanılmamalıdır. Tuzun magnezyumu "koruduğunu" (spare) da ekler. Kahve ve çikolatayı da iyi magnezyum kaynakları olarak sayar.
Özetle: kronik magnezyum düşüklüğü, Peat'in çerçevesinde çoğu zaman bir alım sorunu değil, bir tiroit sorunudur. Sızdırıyorsunuzdur.
Bakır: solunum zincirinin son halkası
Bakır, tiroit tartışmalarında neredeyse hiç anılmaz; oysa Peat'in enerji çerçevesinde konumu son derece merkezîdir.
Bakır, sitokrom oksidazın elzem bir bileşenidir — ve sitokrom oksidaz, mitokondriyal solunum sisteminin en son ve en kritik basamağıdır. Yani hücrenin oksijeni fiilen kullandığı yerde bakır durur. Bakır ayrıca yaşla azalan sitoplazmik SOD enziminin bir bileşenidir; başlıca bakır taşıyan protein olan seruloplazmin ise demiri güvenli, yükseltgenmiş formunda tutmaya yardım eder. Bakır, kendisi bir antioksidan olan melaninin ve elastinin üretiminde de rol oynar.
Peat'in yaşlanma tablosu buradan çıkar: yaşlanmayla birlikte vücudun demir yükü artar — özellikle bakır eksikliği varsa — ve vücudun bakır içeriği azalır. Melanin, elastin ve solunum kapasitesi kaybı, yani yaşlılığın en tipik görüntüsü, aynı zamanda aşırı kortizole maruz kalmakla da üretilir. Peat, ağır metallere ya da kortizole maruz kalmanın metallotiyonein üzerinden bakır kaybettirdiğini düşünür; bakırın demirle yer değiştirmesinin ise yaşlanmada artan lipofusin oluşumunu açıkladığını söyler.
Tiroit bağlantısı ise doğrudan kurulur: "Tiroit işlevini destekleyen diyet tercihleri, bakırın tutulmasını da destekleme eğilimindedir." Yine aynı ilke — mesele çoğu zaman almak değil, tutabilmek.
Pratik tarafta Peat gıdayı önerir, hapı değil: bakır bakımından zengin, demir ve diğer ağır metaller bakımından fakir gıdaları seçmek. Karides ve istiridye düzenli olarak önerdiği kaynaklardır. Takviye konusunda ise açıkça temkinlidir: farklı bakır takviyesi yollarının güvenliği hakkında yeterli bilgi olmadığını, bakırın toksik olabileceğini ve diğer besinleri oksitlediğini söyler.
Demir tarafında iki pratik not daha vardır: C vitamini demir emilimini artırdığı için portakal suyunu demir zengini yemeklerle birlikte içmemek iyi bir fikir olabilir; ve E vitamini ihtiyacı, tükettiğiniz demirle birlikte artar.
B vitaminleri: mitokondrinin çalışan parçaları
Peat'in B vitaminleri hakkındaki en unutulmaz anlatıları riboflavin (B2) üzerinedir ve hepsi aynı noktaya çıkar: riboflavin eksikliği, mitokondriyal solunumu bloke ederek glikozu israf eder.
Günde ortalama üç kez burnu kanayan, uykuda ve şekerlemede kanaması tekrarlayan, ayrıca öğün araları uzadığında öfkelenip bazen şiddete başvuran üç yaşındaki bir çocuk vardı. Peat'in muhakemesi şuydu: riboflavin eksikliği mitokondriyal solunumu bloke ederek glikozu israf eder, damarlar dokuya daha çok kan getirmek için genişler; kan şekeri gece düştüğü için de kanamalar gece oluyordu. Öfke nöbetleri ise aç çocuğun normal huysuzluğunun abartılmış hâliydi. Yaklaşık 10 miligram ağızdan riboflavin verildikten sonra çocuk burnu kanamadan uyudu; öfke nöbetleri seyrekleşti.
İkinci vaka daha da çarpıcıdır. Otuz yedi yaşında, burnu ve yanakları parlak kırmızı, hafif alkolik, amatör hikâye yazarı bir adam kelimeleri ve günlük olayları hatırlamakta zorlanıyordu; sohbette bile tanıdık kelimeler için debeleniyordu. Riboflavinin beyin hücrelerinin oksijeni daha verimli kullanmasını sağlayarak yardımcı olabileceği önerisi üzerine doktoruna damardan B vitamini enjeksiyonu yaptırdı. Ertesi gün konuşması kusursuz akıcıydı ve kelime dağarcığına rahatça ulaşıyordu; bir o kadar dikkat çekici olan, burnunun ve yanaklarının normal rengine dönmesiydi. Bir hafta boyunca günlük enjeksiyon aldı, renk ve akıcılık normal kaldı. Ama hafta sonu iki gün iğne yapılmayınca burnu ve yanakları yeniden vişne kırmızısı oldu, konuşması yine kekeledi.
Peat'in bu vakadan çıkardığı cümle, yazının başındaki çerçeveye geri döner: "Vitamin ihtiyaçları anlaşılan anormal derecede yüksekti." Kişinin ihtiyacı "günlük referans değer" değil, kendi hasarının büyüklüğüdür.
Niasinamid (B3) için Peat'in tarifi de enerji eksenlidir: niasinamid bu mitokondriyal sisteme enerji sağlar. Stres ve güçlü uyarılma altında hücreler niasinamid-NADH'yi israf eder; ama niasinamidin kendisi sakinleştirici, aşırı uyarılmayı azaltıcı bir etkiye sahiptir ve bazı etkileri hormonu andırır. Burada östrojen yine devreye girer: östrojen, triptofandan niasin oluşumuna karışır; çoklu doymamış yağ asitleri ise triptofanı sakinleştirici niasin yerine uyarıcı kinolinik aside yönlendirebilir.
Peat, diyabet benzeri tabloları en sık düzelten takviyeleri sayarken de aynı aileyi anar: niasinamid, tiamin, tiroit ve progesteron ya da pregnenolon. Kahveyi ise "iyi bir niasin ve magnezyum kaynağı" olarak över.
Ve burada tiroit için önemli bir uyarı vardır. Karaciğer B vitaminlerinin ve yağda çözünen vitaminlerin zengin bir kaynağıdır — ama Peat'in eklediği kayıt kritiktir: karaciğer tiroit işlevini baskılayabilir, bu yüzden genellikle haftada bir öğün yeterlidir. "Faydalı" bir gıdanın bile sınırsız olmadığının iyi bir örneğidir.
Protein: hormonun görünmeyen kofaktörü
Kofaktör listelerinde nadiren yer alır, ama Peat'in çerçevesinde protein, tiroidin ve östrojen dengesinin altındaki taşıyıcı zemindir.
Biskind'lerin 1940'lardaki çalışması, diyetteki bir protein eksikliğinin karaciğerin östrojeni detoksifiye etmesini engellediğini gösterdi. Peat bunu tersinden de ifade eder: yeterli proteinle (yumurta, süt, peynir, kabuklu deniz ürünleri, karaciğer) sağlıklı bir organizmada karaciğer, östrojeni kandan daha ilk geçişte tamamen temizler. Hipotiroidide ise karaciğer metabolizması yavaşlar ve östrojen birikir.
Bu, yazının başındaki döngüyü kapatan halkadır: az protein → karaciğer östrojeni atamaz → östrojen birikir → tiroit baskılanır → karaciğer daha da yavaşlar. Peat, hipotiroidinin sıklıkla beslenmeye bağlı protein eksikliğinden doğduğunu söyler.
Düşük proteinin başka bedelleri de vardır. Peat'e göre kadınların büyük bir bölümünün yediğine benzeyen kilo başına 0,8 gram düzeyindeki düşük protein diyeti paratiroit hormonunu (PTH) artırır ve muhtemelen osteoporoza ve kireçlenme hastalıklarına katkıda bulunur. Aşırı protein eksikliğinde ise iltihaba, serotonin fazlalığına ve aşırı pıhtılaşmaya doğru bir kayma olur.
Peat'in kaynak tercihi de rastgele değildir. Geleneksel et yiyen kültürler hayvanın yalnızca kasını değil; kanını, derisini, kemiklerini ve organlarını da kullanır. Peat'e göre bu beslenme kalsiyum düzeni için elverişlidir, çünkü daha fazla A, D, E ve K vitamini, kalsiyum ve jelatin sağlar; buna karşılık iltihap yapıcı amino asitler olan triptofan ve sisteinden daha azını içerir.
Son olarak, tiroidin protein tarafındaki rolü tek yönlü değildir: tiroit işlevi, protein özümsenmesi ve sentezi dahil bütün hücre süreçleri için elzemdir. Tiroit hormonu solunumu sürdüremezse verimsiz glikoliz enerjiyi israf eder, oksitlenmemiş laktat karaciğer proteininin yıkımını kışkırtır; hipoglisemi glukokortikoit salgısını uyarır ve bunlar kan şekerini hızlı protein yıkımı pahasına ayakta tutar. Peat'in aktardığı iki genç kadın vakası bu tabloyu özetler: "terminal" sayılan, yaklaşık 32 kilo ağırlığındaki iki hasta, normal miktarda yemek yemelerine rağmen erimişlerdi; tiroit takviyesi ve yumurta-meyve ağırlıklı bir diyetle hızla toparlandılar.
Pratikte (Peat'in çizgisinde)
- İyot takviyesine Peat'in çerçevesinde kolay girilmez. Ona göre modern gıda zincirinde eksiklik neredeyse imkânsızdır ve fazlası tiroit hormonu oluşumunu baskılayarak hipotiroidi belirtileri üretebilir. Tiroidini desteklemek isteyen birinin ilk hamlesi iyot değildir.
- İyodün Peat'teki yeri antioksidandır, yakıt değil. Serbest radikal zinciri kırıcı, doymamış yağların ve muhtemelen endotoksinin toksisitesine karşı koruyucu. Bu, bambaşka bir kullanım mantığıdır.
- Selenyumu deniz ürünlerinden al. Peat'in vurgusu, denizden beslenenlerin belirgin biçimde daha fazla selenyum aldığıdır. Selenyum ihtiyacının büyük kısmının PUFA yükünden doğduğunu da hatırla: yağı düzeltmek, ihtiyacın kendisini küçültür.
- A vitaminini tiroitle birlikte düşün. A vitamini fazlası tiroidi baskılar; hızlı tiroit ise A vitaminini hızla tüketir. E vitamini hem A'yı korur hem toksisite riskini azaltır. Karoten fazlasının korpus luteuma toksik olabildiğini ve âdet kesilmesine yol açabildiğini unutma.
- Magnezyumu "tutamıyor" olabilirsin. Hipotiroidide ve streste hücre magnezyumu sızdırır. Peat portakal suyu içinde İngiliz tuzunu (epsom) iyi emilen bir yol sayar; magnezyum oksitten kaçınmayı özellikle söyler. Tuz da magnezyumu korur.
- Bakırı gıdadan al, hapı zorlama. Karides ve istiridye Peat'in düzenli önerdiği kaynaklar. Takviye konusunda kendisi temkinlidir: bakır toksik olabilir ve diğer besinleri oksitler. Eklenmiş demirli gıdalardan kaçın; E vitamini ihtiyacın demirle birlikte artar.
- B vitaminlerini ihmal etme, ama karaciğeri haftada bir öğünle sınırla. Karaciğer B vitaminleri ve yağda çözünen vitaminler için zengin bir kaynaktır, ama Peat'e göre tiroit işlevini baskılayabilir. Kahve niasin ve magnezyum için pratik bir günlük kaynaktır.
- Proteini yeterli tut. Karaciğerin östrojeni temizleyebilmesi buna bağlı; yetersizlik doğrudan tiroidi baskılayan bir döngüye açılıyor. Yumurta, süt, peynir, kabuklu deniz ürünleri Peat'in ilk saydıkları.
- Ve asıl kural: metabolizman hızlandıkça bütün bu besinlere olan ihtiyacın artar. Tiroidin düzelmeye başladığında eski beslenme düzeni yetersiz kalabilir — kofaktör meselesi tam olarak burada gerçek hâle gelir.
Kaynak
Ray Peat'in tiroidin kofaktörlerini tek başına ele aldığı müstakil bir yazısı yoktur; bu metin, konunun dağıldığı yazılardan derlenmiştir. Başlıcaları: "Thyroid: Therapies, Confusion, and Fraud" (2006), "Thyroid: Misconceptions", "The Transparency of Life: Cataracts as a Model of Age-Related Disease", "BSE, Mad Cow, Scrapie, etc.: Stimulated Amyloid Degeneration and the Toxic Fats", "Cholesterol, Longevity, Intelligence, and Health", "Rosacea, Inflammation, and Aging: The Inefficiency of Stress", "Rosacea, Rhynophyma, Pterygium & Riboflavin", "Age Pigment: Cause and Effect of Aging and Stress", "Abnormal Cells in the Uterine Cervix" (Townsend Letter, 1988), "The Problem of Alzheimer's Disease as a Clue to Immortality", "Osteoporosis and the Skin", "Aspects of Wholeness", "Iron's Dangers", "Repairing Immunodeficiencies", "The Generality of Adaptogens" ve "Calcium and Disease".
Bir not: Peat'in iyot hakkındaki tutumu, yaygın takviye tavsiyesiyle doğrudan çelişir ve bu yazıda onun kendi ifadeleri esas alınmıştır. Buradaki bilgiler eğitim amaçlıdır, tıbbi tavsiye değildir; özellikle iyot, A vitamini ve tiroit takviyeleri söz konusu olduğunda kişisel durumun için bir hekime danış.