"Östrojen kadın hormonu, testosteron erkek hormonudur. Östrojen kadın organlarını, testosteron erkek organlarını büyütür. Bir cinsin hormonları öbür cinsin üreme organlarının büyümesini engeller."
Ray Peat bu zincire dair hükmünü açıkça yazar: bu cümlede her şey yanlıştır — ama inancın her parçasını tıp literatüründe yürürlükte bulabilirsiniz.
Bu yazı, Peat'in testosteron hakkında söylediklerinin toplamıdır. Ve şu üç iddiaya dayanır: erkeklerde asıl sorun testosteron fazlalığı değil östrojen fazlalığıdır; testosteronun yaşla düşmesi bir kader değil aşağı akıştaki bir sonuçtur; ve testosteronu doğrudan vermek Peat'in ilk tercihi değildir.
Her hormon çok iş yapar
Peat'in başlangıç ilkesi basittir ve bütün yazıyı taşır: her hormon pek çok şey yapar, ve her endokrin bez birden çok hormon üretir.
Cinsiyet hormonlarına dair aşırı basitleştirilmiş görüş, deney hayvanlarında östrojenin prostatı büyüttüğü onyıllar önce fark edildiğinde bile yerleşmiş durumdaydı. O yüzden bulgu, modeli düzeltmek yerine modelin içinde eritildi.
"Araştırma" olarak anket
Peat'in bir arkadaşına, hiçbir belirtisi olmadığı hâlde prostat kanseri olduğu ve yüksek dozda östrojen alması gerektiği söylenir. Peat, doktorun kendisinin gözden kaçırdığı bir şey görüp görmediğini anlamak için literatürü tarar.
Bulduğu şey onu, "tıbbi araştırma" ve "tıp bilimi" ifadelerini tırnak içinde kullanmak zorunda bırakır.
Prostat kanserinde östrojen kullanımının dayanağı olarak gösterilen güncel makalelerin atıf yaptığı belirleyici "araştırma", hekimlere posta yoluyla bir anket göndermekten ibaretti: testosterona karşıtlığı gerekçesiyle bu hastalara östrojen vermeyi makul buluyor musunuz? Pek çok hekim olumlu yanıt verdi.
Peat'in yorumu keskindir. Soruyu soranın amacı bir tedaviyi kullanırken hukuki durumunu belirlemekse, yöntemi uygundur: tedavinin meslektaşlarına makul görünüp görünmediğine bakıyordur. Hukuken bir hekim, uygulamasının standart olduğuna başkalarının tanıklık edeceğine güvenebiliyorsa güvendedir. Ne yazık ki kuşaklar boyunca, meslektaş görüşlerinin bu incelemesi, östrojen tedavisinin değerinin "kanıtı" hâline geldi. "Endikedir", "tercih edilen tedavidir", "standart uygulamadır" gibi ifadeler, tıpta mesleğin sözde bilimsel gizeminin parçası olarak kullanılır.
Peat'in arkadaşı, gösterilen makalelere ve östrojenin felç ve kalp krizine yol açabileceği uyarısına rağmen tedaviyi kabul eder. Birkaç gün içinde astım ve uyku bozukluğu başlar. Ardından bir dizi felç geçirir ve ölür.
1980'lerin ortasına gelindiğinde bazı çalışmalar östrojen tedavisinin prostat kanseri hastalarının sağkalımını hiç uzatmadığını göstermişti — ama östrojen alan hastaların almayanlardan daha mutlu olduğu öne sürüldü. Peat buna kuru bir not düşer: geleneksel kanser tedavisinde uzman pek çok hekim hastalarının bu mutluluğundan etkilenmiş görünmüyordu, çünkü bir hekim konferansındaki anket, çoğunun prostat kanseri olduğunu öğrenmesi hâlinde hiçbir tedavi görmemeyi seçeceğini buldu.
Prostat gerçekte neyle büyüyor
Buradaki kanıt dizisi Peat'in argümanının omurgasıdır.
Sıçan deneyi. Sağlam sıçanlar 16 hafta boyunca testosteron ve östradiol-17β ile birlikte tedavi edildiğinde, hayvanların hepsinde dorsolateral prostatta displazi denen olası bir kanser öncesi lezyon tutarlı biçimde ortaya çıktı. Sıçanların yalnızca androjenle tedavi edilmesi aynı yanıtı üretmedi. Araştırmacıların sonucu: bu proliferatif lezyonun ortaya çıkışında kritik rolü östrojen oynadı.
İnsan prostat kesitleri. Hormonların hücre bölünmesine etkisini belirlemek için yapılan in vitro testlerde, birkaç hormon — insülin dahil, muhtemelen prolaktin de — hücre bölünmesini uyardı. Testosteron uyarmadı.
Sağkalım verisi. LH'si daha yüksek, testosteronu daha düşük olan prostat kanseri hastaları en hızlı öldü. Testosteronun östradiole veya prolaktine yüksek oranı daha iyi sağkalıma karşılık geldi. Ayrı ayrı bakıldığında, testosteron düzeyi daha yüksek olan hastaların prognozu daha düşük olanlardan daha iyiydi; büyüme hormonu düzeyi daha düşük olanlar daha yüksek olanlardan daha iyi durumdaydı.
Prostat sıvısı. Prostat kanseri olan erkeklerde prostatın salgıladığı sıvı, kanseri olmayan erkeklerinkine göre anlamlı ölçüde daha fazla östradiol içeriyor. Peat bunun meme kanseri olan kadınlarda yapılan gözlemlerle benzeşik olduğunu belirtir.
Atrofi paradoksu. Yaşlanan erkeklerde prostat bezi — hem merkezî hem çevresel bölgeler — küçülür, ve kanser hücreleri bu küçülmüş bezin içinde bulunur. Peat buraya Warburg'un gözlemini bağlar: incelediği bütün kanser yapıcı etkenler, kanser ortaya çıkmadan önce doku atrofisine yol açıyordu. 1935 tarihli bir otopsi çalışması, 50 yaşına gelindiğinde erkeklerin %30'unun prostatında karsinom gösterdi.
Hipofiz hormonları. Büyüme hormonu, ACTH, ve prolaktinle birlikte ACTH prostat büyümesini uyarır. Östrojenin artırdığı prolaktin, sıçanın lateral prostatının büyümesini ve in vitro insan prostat epitel hücrelerinin büyümesini uyarır. LH ise progesteron veya testosteron eksik olduğunda artar.
A vitamini. Epitel çoğalmasını kısıtlar. Östrojen ile A vitamini arasındaki karşıtlık, test edildiği her yerde açıktır. Peat'in çıkarımı: östrojenin anormal doku gelişiminde etken olduğu her yerde A vitamini takviyesi yararlı görünür.
Bütün bunlardan sonra Peat şu soruyu sorar: prostat kanseri için hiç testosteron tedavisi denendi mi? Ya da daha pratik olarak, tiroit, progesteron ve pregnenolon kullanan genelleştirilmiş bir antiöstrojenik tedavi?
Testosteron neden düşüyor: aromataz sızıntısı
Peat'e göre yaşlanan erkekte olan şey "testislerin yorulması" diye özetlenemez. Olan şey bir dönüşüm meselesidir.
Testosteron muhtemelen yaşlanmayla tutarlı biçimde azaldığı açıkça bulunan ilk hormondu — Brown-Séquard ve Eugen Steinach'tan bu yana testis işlevindeki gerilemenin yaşlanmanın yaygın bir özelliği olduğu kabul edilir.
Ama onyıllar önce fark edilen bir şey daha var: erkeklerde östrojen yaşlılıkta yükselir — tıpkı streste, hastalıkta, kötü beslenmede ve hipotiroidide yükseldiği gibi (ki bunlar da yaşlılıkla ilişkilidir).
Sızıntının nerede olduğu bellidir:
- Östrojen yağ dokusunda üretilir — tiroit ve progesteron yetersiz olduğunda yaşla artma eğiliminde olan dokuda.
- Testosteronun östrojene dönüşümü testisin kendisinde gerçekleşir, ama bu dönüşüm gençliğin elverişli hormonal ortamında engellenir.
- Androjenin östrojene dönüşümü hem erkeklerde hem kadınlarda yaşla artar ve bu büyük ölçüde yağ hücrelerinde olur.
İki bulgu bu sızıntının musluğunu gösterir:
- P. K. Siiteri, düşük tiroidin yağ hücrelerinin enzimlerini androjenin östrojene dönüşümünü artıracak biçimde değiştirdiğini buldu.
- C. J. Newton ve Londra'daki çalışma arkadaşları, enzimlere progesteron eklemenin yaşlanmanın ve hipotiroidinin tam tersi etkiyi yaptığını, yani androjeni östrojene dönüşmekten koruduğunu buldu. Menopoz sonrası progesteron üretimindeki düşüşün artmış östrojen üretimini açıklayabileceği sonucuna vardılar. Peat ekler: progesteron yaşlanan erkeklerde de düşer, dolayısıyla aynı süreç erkekler için de geçerli olabilir.
Buna bir de tiroidin kendisi eklenir: etkin tiroit hormonu T3 yaşlanmayla azalır, ve bu zorunlu olarak pregnenolon ve progesteron üretimini düşürür.
Peat'in tablosu şudur: 50 yaşına gelindiğinde erkekler çoğu zaman hem prolaktin hem östrojen fazlalığı, hem tiroit hem testosteron eksikliği gösterir. Prostat büyümesinin fark edilir hâle geldiği yaş da budur.
Ve bir etken daha: ışık. Peat, İngiltere'nin ya da Pasifik Kuzeybatısı'nın karanlık, bulutlu kışlarının güçlü stres etkenleri olduğunu ve kadınlarda progesteron, erkeklerde testosteron üretiminin düşmesine yol açtığını yazar. Alışılmadık ölçüde uzun günleri olan Alaska'da geçirilen bir yaz, kronik belirtileri hafifletebilir.
Testosteron nereden gelir
Zincir Peat'in bütün hormon çerçevesinin aynısıdır ve testosteronu en sona koyar.
Kolesterol temel sterol molekülüdür. İlk adım enerji üreten mitokondride gerçekleşir: kolesterol yan zincirini kaybeder ve hafifçe oksitlenerek pregnenolonu üretir. Bu dönüşüm için tiroit hormonu ve A vitamini gereklidir.
Pregnenolon kolesterolden daha az yağda çözünür olduğu için mitokondriden çıkar — böylece kendi sentezini engelleyemez. Aksine, kendi sentezini uyarıyor gibi görünür.
Dokuya bağlı olarak pregnenolon sitoplazmadaki enzimlerce ya progesterona ya DHEA'ya çevrilir. Progesteron ve DHEA da daha özelleşmiş hormonların — kortizol, aldosteron, östrojen ve testosteronun — öncüleridir.
Peat'in altını çizdiği nokta şudur: bu diğer hormonların oluşumu sıkı biçimde düzenlenir, öyle ki öncüyü almak özelleşmiş bir hormonun eksikliğini düzeltir ama fazlalık yaratmaz. En azından progesteron söz konusu olduğunda, fazlası özelleşmiş hormonun fazlasını dengeleme ya da nötrleme eğilimindedir — bu yüzden progesteron antiandrojenik, antiöstrojenik, antialdosteron ve antikortizol işlevleri olan bir madde olarak tanımlanmıştır.
Peat neden doğrudan testosteron vermeye sıcak bakmaz
Bu, yazının en çok yanlış anlaşılabilecek kısmıdır, o yüzden iki tarafı da yazalım.
Peat'in testosterona verdiği krediler:
- Progesteron, testosteron ve tiroit (T3 ve T2), normal mitokondriyal işlevi koruyucudur — hem yerel hem sistemik etkilerle.
- Testosteron ve DHEA ateroskleroza karşı koruyucudur. Androjenler LDL parçacık boyutunu büyütür ve yemek sonrası trigliserit yükselmesini azaltır.
- Deri çalışmalarında kortizon ve östrojen deriyi inceltirken, progesteron, testosteron ve pregnenolon ters yönde çalıştı: yaşlanmış ve atrofiye uğramış deriyi daha kalın ve daha düzenli yaptı, pigment hücrelerini büyüttü ve dallanmalarını artırdı.
- Kemik sağlığı için östrojeni testosteronla birleştiren hekimler için Peat şunu yazar: bu, östrojeni tek başına vermekten çok daha güvenli ve kemikleri sağlıklı tutma ihtimali daha yüksektir.
- Artrit için aldığı patentte, tedavi edilen hasta erkek olduğunda testosteron içeren bileşimlerin tercihen kullanıldığını belirtir — topikal bileşimde %0,5'e kadar eklenebileceğini yazar. Yani küçük miktarlarda kendisi de kullanmıştır.
Peat'in çekinceleri:
- Testosteron, östrojen ve kortizon gibi, timus bezinin körelmesine sebep olur. Bu yüzden Peat, maskülinizasyona yol açmasa bile kronik kullanım için pek iyi bir fikir olmadığını söyler. Timus bağışıklık sisteminin kilit organıdır.
- Fazla DHEA testosterona ya da östrojene dönüşebilir. Bazı kişiler — özellikle progesteron, pregnenolon veya tiroit bakımından eksiklerse — fazlalığı östrojene ya da testosterona çevirebilir, ve bu cinsiyet hormonlarının yüksek miktarları timus bezinin ve karaciğerin işlevini bozabilir. Aşırı DHEA alanlarda anormal yüksek östrojen düzeyleri bulunmuştur; bu karaciğerin büyümesine ve timusun küçülmesine yol açabilir.
- Peat'in DHEA için önerdiği güvenli yol da aynı mantığı taşır: DHEA üretimini optimize etmenin en güvenli yolu pregnenolon ve tiroit takviyesi gibi görünüyor.
Buradan Peat'in tercih sırası çıkar: sorun testosteron eksikliği gibi görünse bile, müdahale önce dönüşümü durduran yerden yapılır — tiroit, progesteron, pregnenolon, A vitamini, yeterli protein ve azaltılmış yağ dokusu — çünkü aromatazı besleyen koşullar düzelmediği sürece dışarıdan verilen testosteronun bir kısmı da aynı yoldan östrojene gidecektir.
Erkeklerde progesteron meselesi
Peat'in sık yanlış aktarılan bir cümlesi vardır, tam hâliyle şudur: progesteronu yalnızca "rahmi korumak için" kullanmak, bir erkeğe çocuk sahibi olmayı planlamıyorsa testosterona ihtiyacı olmadığını söylemek gibi olurdu — şu farkla ki progesteron, testosterondan çok daha büyük ve daha temel bir fizyolojik öneme sahiptir.
Ve ekler: erkekler doğal olarak progesteron üretir ve bazen kullanmaktan yarar görebilir, ama progesteron bir erkek hormonu değildir. Östrojenin doğal karşıtıdır.
Peat'in prostat büyümesine dair notu da bu yöndedir: progesteron ve pregnenolon yaşlanan erkeklerde de azalır. Sentetik progestinlerle yapılan birkaç çalışma bunların hipertrofik prostatı etkili biçimde küçülttüğünü göstermiştir, ve prostat büyümesi için kullanılan cüce palmiye çaresinin pregnenolon ya da ona benzer bir şey içerdiği bildirilmiştir. Peat'in beklentisi: bu maddelerin testosteronun ya da diğer androjenlerin östrojene dönüşümünü azaltması beklenebilir.
Pratikte (Peat'in çizgisinde)
- Düşük testosteronu bir teşhis değil, bir soru olarak oku. Peat'in çerçevesinde bu genellikle tiroit, progesteron, ışık, protein ve yağ dokusuyla ilgili bir aşağı akış sonucudur.
- Bakılacak oran, mutlak sayı değil. Peat'in aktardığı verilerde prognozla ilişkili olan şey testosteron/östradiol ve testosteron/prolaktin oranlarıydı.
- Yağ dokusu bir endokrin organdır. Aromataz orada çalışır; düşük tiroit yağ hücresi enzimlerini dönüşümü artıracak yönde değiştirir.
- Progesteron aromatazı frenler. Newton ve arkadaşlarının bulgusu, progesteronun androjeni östrojene dönüşmekten koruduğuydu — ve bu erkekler için de geçerli olabilir.
- Işığı ve mevsimi hesaba kat. Peat karanlık, bulutlu kışları erkeklerde testosteron üretimini düşüren güçlü bir stres etkeni sayar.
- Prostat büyümesini otomatik olarak testosterona yazma. Peat'in aktardığı verilerde prostat epitelini uyaran şeyler östrojen, prolaktin, insülin ve büyüme hormonuydu; testosteron in vitro uyarmadı.
- Kronik yüksek doz testosteronun timus maliyeti vardır. Peat bunu östrojen ve kortizonla aynı kategoride sayar.
- A vitaminini unutma. Epitel çoğalmasını kısıtlar ve östrojenin karşısında durur; ayrıca kolesterolün pregnenolona çevrilmesinde tiroit hormonuyla birlikte gereklidir.
Kaynak
Ray Peat — The Collected Works of Ray Peat içinden "Prostate Cancer" (Ray Peat's Newsletter, 2013) ana metin olarak; aromataz ve yağ dokusu bölümü "Blocking Tissue Destruction" (2006) ve "Osteoporosis and the Skin", steroit zinciri "Steroids/Thyroid" (Blake College Newsletter), timus ve DHEA çekinceleri "Progesterone, Pregnenolone & DHEA: Three Youth-Associated Hormones", mitokondriyal koruma "Altitude and Mortality" (2006), LDL parçacık boyutu "Cholesterol, Longevity, Intelligence, and Health" (2007) yazılarından tamamlandı. Bu bir uyarlamadır, birebir çeviri değildir; bütün iddialar Peat'in çerçevesine aittir.