Dogalmaxx logosudogalmaxx
Serotonin: Hastalık, Yaşlanma ve İltihap
Temel TeoriStres & Beyin9 dk okumaMakale

Serotonin: Hastalık, Yaşlanma ve İltihap

Ray Peat'e göre serotonin bir "mutluluk hormonu" değil; büyük ölçüde bağırsakta üretilen, damarları kasan, iltihabı, stresi ve "öğrenilmiş çaresizliği" besleyen baskılayıcı bir maddedir. Bu uyarlama Peat'in serotonini hibernasyon (kış uykusu), migren, Alzheimer, karsinoid tümörler ve bağırsak sağlığıyla nasıl ilişkilendirdiğini ve enerji üretimini nasıl çerçevelediğini derinlemesine anlatır.

#ray peat#serotonin#stres#iltihap#hipotiroidi#bağırsak sağlığı#kortizol#migren#SSRI#enerji üretimi

"Mutluluk hormonu" çerçevesi nereden geldi?

Peat işe, serotoninin halk arasında neden "mutluluk hormonu" olarak bilindiğini sorgulayarak başlar. Wikipedia'nın bile serotonini "iyi hissetme duygularına katkıda bulunan" bir madde diye tanımladığını hatırlatır. Peat'e göre bu tanım bilimden değil, halkla ilişkiler ve reklam kültüründen gelir; ilaç endüstrisi ürünlerini satabilmek için basit, altıncı sınıf düzeyinde anlaşılır bir "her hormonun bir reseptörü ve tek bir duygusu vardır" çerçevesi kurmuştur.

Peat bu "reseptör doktrinine" karşı çıkar. Albert Szent-Györgyi gibi araştırmacıların gösterdiği gibi, bir maddenin etkisini yalnızca bir reseptöre bağlanması değil, hücrenin, dokunun ve tüm organizmanın enerji durumu belirler. Nitekim 1960'larda asetilkolin ve adrenalin gibi çok farklı etkileri olan maddelerin bazı hücrelerde aynı bölgeye bağlandığı gösterilmiştir. Yani serotonin, kimin bedeninde ve hangi enerji koşulunda bulunduğuna göre farklı anlamlar taşır. Peat bu yüzden serotonini tek bir duyguyla değil, bir bütün olarak stres ve enerji fizyolojisiyle okur.

Serotonin aslında nerede ve ne yapar?

İsimlendirmenin kendisi bile Peat'in tezini destekler: serotonin ilk olarak 1930'larda bağırsağı kasan bir amin olarak (Vittorio Erspamer tarafından), ardından kanda damarları kasan bir madde olarak keşfedildi. İngiliz grup bu maddeyi tanımlamak için tonlarca sığır kanı işlemek zorunda kaldı. Adı bile buradan gelir: "serum" içinde damar "tonusunu" artıran madde. Peat'e göre bu, serotoninin özünde bir kasıcı ve daraltıcı madde olduğunu anlatır.

Serotoninin vücuttaki dağılımı da klişeyi bozar: normalde vücuttaki serotoninin yaklaşık %95'i bağırsakta, yalnızca %1'i beyinde bulunur. Sağlıklı bir insanda besinlerdeki triptofanın (serotoninin ham maddesi olan amino asit) yalnızca %1'i serotonine dönüşür. Peat, serotonini bu yüzden öncelikle bir beyin/ruh hali maddesi değil, bir bağırsak ve damar maddesi olarak görür.

Bu durumun en çarpıcı kanıtı karsinoid tümörlerdir. Bağırsaktaki (genellikle ince bağırsak veya apandisteki) bu tümörlerde triptofanın %60'a kadarı serotonine çevrilebilir. Özellikle tümör karaciğere yayıldıysa, karaciğer serotonini normal yolla parçalayamaz ve kanda yüksek serotonin dolaşır. Ortaya çıkan tablo, serotoninin gerçek doğasını gösterir: yüz kızarması, terleme, ishal (serotonin ince bağırsağı uyarır ama kalın bağırsağı baskılar), bulantı, anksiyete, idrar azalması, kas ve eklem ağrıları; ileri evrede sıklıkla kalbin sağ tarafındaki kapaklarda iltihap, fibrom ve kireçlenme, ayrıca saldırgan davranış ve psikoz. Peat'e göre bu, fazla serotoninin "mutluluk" değil, hastalık ürettiğinin doğrudan gözlemidir.

Serotonin, LSD ve "filtre" fikri

Serotoninin ruh hâliyle ilişkisi de klişenin tersinedir. 1950'lerde farmakolog John Gaddum, serotonini çeşitli ilaçlarla (ergot türevleri dahil) test ederken LSD'nin serotoninin etkisini bloke ettiğini gördü. LSD zihinsel etkiler ürettiğine göre, beynin de serotonin içermesi gerektiğini düşündü ve 1952'de beyinde az miktarda serotonin bulunduğunu gösterdi. Yani LSD, serotonine karşıt (antagonist) davranarak etki ediyordu. Rockefeller Enstitüsü'nde Woolley ve Shaw da benzer sonuçlara ulaştı. Karsinoid hastalarında da LSD'nin varsayılan serotonin bölgesine bağlanmasının düşük olması bu karşıtlığı destekledi.

Peat bunu Aldous Huxley'nin fikriyle birleştirir: beyin normalde bir "filtre" ya da "kısma vanası" gibi çalışıp duyularımızdan gelen bilginin çoğunu görmezden gelmemizi sağlar. LSD gibi maddeler bu filtreyi geçici olarak kaldırır. Peat'in çizgisindeki yoruma göre serotonerjik sistem esas olarak inhibe edici (baskılayıcı) ve "zarardan kaçınma" (harm avoidance) yönlüdür; LSD serotonini bloke ederek bu baskılayıcı filtreyi zayıflatır. Deneyler de bunu destekler: LSD, beyindeki raphe çekirdeklerinde serotonerjik sinirlerin ateşleme hızını düşürür ve retiküler formasyon uyarılmışçasına bir uyanıklık/uyarılma hali yaratır. 1960'larda tavuğun optik sinirine yerleştirilen elektrotlarla yapılan bir deneyde, hiçbir ışık yokken LSD verildiğinde sinirde dışarıdan uyarı olmaksızın düzenli elektriksel etkinlik kaydedilmiştir; bu da algının aslında beynin dışa dönük bir etkinliği olduğunu gösterir.

Peat, kişilik boyutunu da ekler: yüksek serotonin üretimi davranışsal ketlenmeye ve zarardan kaçınmaya yol açar (otoriter kişiliğin özellikleri); buna karşılık yüksek dopamin, düşük serotonin "yenilik arayan" kişilikle ilişkilendirilir. Peat bunu, Batı düşüncesindeki iki geleneğe bağlar: bir yanda zihni bedenden ayrı gören (Descartes, Locke gibi) çizgi, diğer yanda bilinci ve karakteri bedenin sürekliliğiyle açıklayan (Darwin, Pavlov, Cloninger gibi) çizgi. Cloninger ve diğerleri, yüzyılın sonunda serotonerjik-dopaminerjik karşıtlığı bu kişilik tablosuna oturtmuştur. Yani serotonin, Peat'e göre bir "iyi hissetme" maddesi değil, çekilme ve kaçınma yönlü bir düzenleyicidir.

Stres, iltihap ve öğrenilmiş çaresizlik

Peat, serotonerjik sistemin sabit değil, çevreye son derece duyarlı olduğunu vurgular. Beslenme, hormonlar, sosyal etkileşimler, mevsimler ve gece-gündüz ritmi bu sistemi sürekli etkiler. Örneğin bir hayvanın erken yaşamda yalnız bırakılması serotonerjik etkinliğini değiştirebilir; kaygısını, saldırganlığını ve strese yatkınlığını artırabilir. Bu etkiler de depresyon ve organik sorun riskinin artmasıyla ilişkilendirilir. Çarpıcı bir örnek gözdür: karanlıkta (ya da bulanıklaştırıcı lenslerle) tutulan hayvanlarda göz küresi artan serotonin etkisiyle uzar ve hayvan miyop (yakını gören) hale gelir; serotonin antagonistleri ise gözü miyopiden korur. Peat'e göre miyopi görülme sıklığının, özellikle sanayileşmiş ülkelerde ve kadınlarda artması bu tabloyla tutarlıdır; serotonin yalnızca ruh halini değil, dokuların büyümesini ve organların yapısını da etkileyebilir.

Peat için asıl kilit nokta serotoninin stres ve hibernasyonla (kış uykusu) olan bağıdır. Serotoninin stres ve depresyonda artması, ona göre biyolojik olarak kış uykusundaki rolüyle akrabadır: hibernasyon, çekilme yoluyla "zarardan kaçınmanın" uç bir örneğidir. Çoklu doymamış yağ (PUFA) açısından zengin bir beslenme, beynin triptofan alımını artırarak kış uykusuna eğilimi güçlendirir. Soğuk bir ortamla birleştiğinde serotonini parçalayan MAO enzimi zayıflar, serotoninin etkisi artar ve yıkım ürünü olan 5-HIAA azalır.

Hibernasyon deneyleri serotoninin enerjiyle ilişkisini gösterir: serin bir ortamda serotonin enjekte edilen hayvanların vücut ısısı düşer, çünkü serotonin ısı üretimini azaltır ve deride damar genişlemesiyle (kızarma) ısı kaybını artırır; sıcak ortamda ise tersine ısıyı yükseltebilir. Peat'e göre serotonin, mitokondrideki solunum enzimlerini baskılayarak ve damar daralmasıyla dokulara oksijen ulaşımını azaltarak enerji üretimini doğrudan düşürür; ayrıca glikoz kullanımını da bozar.

Bu çerçeve Alzheimer'a kadar uzanır. Alzheimer hastalarının beyni glikozu daha az metabolize eder; yüksek kortizol hem bu bozulmaya hem de sinir hücrelerinin ölümüne katkıda bulunur. Serotoninle yakından ilişkili "zarardan kaçınma" kişilik özelliği olanlarda demans gelişme olasılığı daha yüksek bulunmuştur. Peat'e göre serotonin hem hibernasyonda hem Alzheimer'da benzer bir savunma tepkisidir: enerji harcamasını kısar, basit hayatta kalma dışındaki beyin işlevlerini kapatır. Bu yüzden Peat, stres hormonlarını azaltırken ketonlar gibi alternatif bir enerji kaynağı sağlamanın bu savunmacı tepkileri onarıcı süreçlerle değiştirebileceğini, hatta Alzheimer'ı önleyebileceğini ya da geriye çevirebileceğini savunur.

Brezilyalı araştırmacıların bulgusu da bu çizgidedir: serotonerjik sistem koşullu korkuyu kolaylaştırır, savaş-ya-kaç tepkisini baskılar; yani bir tür öğrenilmiş çaresizlik/kaçınma durumunu besler. Beklenen olumsuz bir olay kaygı yaratır ve bu kaçınma davranışını güdüler. Ayrıca kadınların strese daha yatkın olduğu, serotonin geri alımının azalmasının (etkisini uzatarak) glukokortikoidleri ve ACTH'yi artırdığı bildirilmiştir; Kendler ve arkadaşları serotonin geri alımı azalmış kişilerin strese bağlı depresyona daha yatkın olduğunu bulmuştur. Migren de aynı tabloya oturur: 1950'lerin sonunda migren ve buna eşlik eden bulantı ve görme bozukluklarının fazla serotoninden kaynaklandığı geniş ölçüde kabul edilmişti; antiserotonin ilaçlar tedavide kullanılıyordu. Kadınlarda migrenin sık olması ve yumurtlama/adet dönemleriyle ilişkisi de anlamlıdır: östrojen serotonini artırır (serotonini etkisizleştiren MAO-A'yı baskılar, serotonin üreten enzimleri çoğaltır), buna karşılık progesteron MAO-A'yı etkinleştirip damarlar ve sinirler üzerinde antiserotonin etki gösterir.

Bağırsak, karaciğer ve serotoninin kaynağı

Serotonin çoğunlukla bağırsakta üretildiği için Peat bağırsağa özel önem verir. Aşırı kortizol üretimini tetikleyen etkenlerden biri, bağırsak tahrişi sonucu endotoksin ve serotonin emilimidir. Fermente olabilen lifler (pektinler, fruktooligosakkaritler gibi) bakteriyel toksinlerin oluşumunu destekler; hayvanları anksiyeteli ve saldırgan hale getirebilir; atlara verildiğinde kandaki serotonini artırdığı görülmüştür. Tahıllar, baklagiller ve tohumlar bu tür fermente olabilen lifler içerir. Karaciğerin endotoksin ve serotonini etkisizleştiren birkaç yolu vardır ama Peat'e göre bu yollar kötü beslenme ve hipotiroidi (tiroit yetmezliği) nedeniyle çökebilir. Akciğer de kendisine ulaşan fazla serotonini bağlayıp yok edebilir; ancak Peat'e göre yeterli karbondioksit olmadığında trombositler depoladıkları serotonini salar ve akciğerin serotonini parçalayan enzimi (indolamin 2,3-dioksijenaz) işini yapamaz. Nitekim Peat, hipotiroidiyi artmış serotoninin çok yaygın bir nedeni olarak gösterir.

Beslenme de rol oynar: diyette aşırı triptofan, özellikle başka besin eksiklikleriyle ve iltihapla birleşince serotonini artırabilir. Çoklu doymamış yağlar hem triptofanın beyne alımını hem de serotonine dönüşmesini kolaylaştırır. Muz, ananas ve domates gibi bazı meyveler ise doğrudan yeterince serotonin içerdiğinden duyarlı kişilerde etki yaratabilir. Peat'e göre bağırsakta serotonin/endotoksin yükünü azaltmanın yolları arasında bambu filizi veya çiğ havuç gibi antibakteriyel lif içeren besinler ve aralıklı kullanılan aktif kömür sayılır; Frolkis'in çalışmasında büyük miktarda aktif kömür (yaşlılıkta, her ay on gün verilerek) yaşlı sıçanların ortanca ve ortalama ömrünü sırasıyla %43 ve %34 uzatmıştır.

İlaç tarafında ise SSRI'lar (serotonini artıran antidepresanlar) tam da serotoninin etkisini uzatarak çalışır; Peat'in çerçevesinde bu, sistemi "mutlu" etmekten çok baskılayıcı serotonin etkisini güçlendirmek anlamına gelir. Bu, Peat'in bioenerjetik bakışının özüdür: sağlık, hücrenin oksijenli enerji üretebilmesine bağlıdır; serotonin ve kortizol gibi stres aracıları bu enerjiyi kıstığında beden hastalık, iltihap ve yaşlanma yönünde kayar. Peat'e göre çözüm serotonini "artırmak" değil, altta yatan strese ve enerji açığına yönelmektir. Yine de bu bir kesinlik vaadi değildir; söz konusu görüşler Peat'in yorumudur ve herkeste aynı sonucu vermez. Halihazırda antidepresan ya da benzeri bir ilaç kullanan hiç kimse, bu yazıdaki görüşlere dayanarak ilacını hekimine danışmadan azaltmamalı ya da bırakmamalıdır.

Pratikte (Peat'in çizgisinde)

  • Peat'e göre bağırsak tahrişini azaltmak öncelikli: fermente olabilen lifler ve zor sindirilen nişastalar yerine çiğ havuç, bambu filizi gibi antibakteriyel lifli besinler serotonin/endotoksin yükünü düşürebilir.
  • PUFA (çoklu doymamış yağ) ve fazla triptofan açısından yüksek beslenme Peat'e göre serotonin ve kış uykusu benzeri baskılanmayı besler; muz, ananas, domates gibi serotonin içeren besinler duyarlı kişilerde etki yaratabilir.
  • Peat, serotonin oluşumunu azalttığını ya da atılımını hızlandırdığını savunduğu görece güvenli maddeler olarak progesteron, tiroit ve niasinamidi (nikotinik asit değil) sayar; çaydaki theanin de beyinde serotonini azaltabilir.
  • Enerji üretimini yükseltmek Peat'in çekirdek fikridir: ketonlar (örneğin çiğ patates suyundan elde edilen ketoasitler) aşırı yorgun beyin ve kalbe alternatif yakıt sağlayabilir.
  • Hipotiroidi, Peat'e göre artmış serotoninin en yaygın nedenlerinden biridir; tiroit desteğiyle belirtiler düzeldiğinde serotoninin de normale dönmüş olması muhtemeldir.

Kaynak

Ray Peat, "Serotonin: Effects in Disease, Aging and Inflammation", Ray Peat's Newsletter, 2015. Türkçeye uyarlayan: dogalmaxx.

Bilgilendirme Notu

İçerikler bilgilendirme amaçlıdır; kişisel sağlık kararları için uzman görüşü alın.

Yorumlar0

Yorum yapabilmek için giriş yap ya da kayıt ol.